ERGENLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ ve SORUNLARI

                                                                                    Doç. Dr. Aslı Çepik Kuruoğlu

 

            Son yıllarda gerek genel tıp gerekse psikiyatri alanında ergenlik dönemine ilgi artmıştır. Yapılan çalışmalar 18 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin %12'sinde mental bir bozukluk olduğunu göstermektedir. Ergen psikopatolojisi hakkında yaygın olarak kabul edilen görüşlerde de değişiklikler olmuştur. Ergenliğin normal bir kriz dönemi olduğu şeklindeki görüşe karşıt olarak tüm ergenlerin %20'sinin adı geçen fırtınalı dönemi yaşadıkları, bunların sıklıkla çatışma ve psikopatoloji gösteren ailelerden geldiği ve ileriki yaşam dönemlerinde de psikopatolojiye yatkın oldukları görülmüştür. Yine erişkinler için geçerli olan duygudurum bozuklukları gibi bazı eksen 1 bozukluklarında kullanılan tanı ölçütlerinin ergenlerde de güvenilir olarak kullanılabildiği gösterilmiştir. Biyolojik psikiyatri alanında ise çalışma sonuçları çelişkilidir. Ergenlerin TSA'a plasebodan daha iyi yanıt vermediğini gösteren çalışmalar nedeniyle erişkinler için geçerli olan tedavi ilkelerinin tümüyle ergenlere uyarlanamayabileceği düşünülmektedir.

 

1. Ergenlik Dönemi

            Çocukluk dönemini bitiren ve erişkinliğe hazırlayan bir mücadele dönemidir. Bu mücadele çocukluk döneminde olduğu gibi artık oyunlarla gerçekleştirilemez, ancak doyurucu bir erişkin kimliğine kavuşmak için etkili, otomatik ve yeni bir iç denge aranır.

            Latent dönem öncesinde çocuk adaptif savunma düzenekleri aracılığıyla istek, dürtü ve gereksinimlerini, primer sevgi objelerinin ona sunduğu sınırlı ve görece gerçeklikle entegre edebilmeye başlamıştır. Latent dönemde ise bu entegrasyon genişler ve anlamlı sosyal ortam ile gerçekliğe uyum sağlanmaya başlar. Latent dönemde çocuk primer olarak dış dünya gerçekliğiyle ilgilidir. Bu gerçeklere verdiklere yanıtlar, kısmen önceden belirlenebilir. Bu dönem, adının ifade ettiği gibi sessiz, durağan olmayıp, aksine çocuğun psikolojik anlayışının geliştiği ve bir sonraki döneme hazırlandığı dönemdir.

            Ergenlik döneminde ise latent dönemde atılmış olan temel, bir şekilde yapılanarak erişkin kimlik ve kişiliği ya da nevroz ve psikoz potansiyellerinin kristallerini oluşturur. Bu mimari yapılanma çok kolay bir işlem değildir. Bu yapıyı oluşturan tuğla ve harçların birbiriyle hem ayrı hem de ilişkili olması gerekir. Prelatans döneminde uygun çözümlerin bulunamadığı durumlar latent dönemi de etkiler ve dolaylı olarak üstyapı gelişimi bozularak olgunluğa giden optimal yol engellenmiş olur. Ergenlik dönemi hangi yapının üstüne kurulduğuna bağlı olarak erişkin dönem üzerinde belirleyicidir. Son 50-55 yıla kadar bu dönem çok fazla önemsenmemiş, hatta gelişimsel kuramcılar bile bu dönemi ihmal etmiştir.

            Gelişimsel bir dönem olarak ergenlik üzerine iki ayrı görüş söz konusudur. İlkinde konfüzyon ve karışıklıklarla dolu olarak tanımlanan bu dönem bir çeşit patoloji olarak sunulmaktadır. İkinci görüşe göre ise normal gelişim sürecinde ergenlik dönemi karışıklıklarla dolu değildir. Aksine ilk görüşü savunanlar manifest psikopatoloji ile uğraşırlarken tüm ergenlerin aynı patolojiyi gösterdiklerini ileri sürmektedirler.

            Bu iki görüş aslında birbirlerinin aksini iddia ediyor gibi görünse de aslında terminoloji ve vurgulama farklılıkları vardır. Gelişimsel dönemlerin hepsi aslında kendi çatışmalarını beraberinde getirirken, bunların çözümü sırasında bir yandan kısmen eskiye yönelme yaşanır, ancak aynı anda normal bireylerde ileriye yönelten güç en güçlü olandır. İleriye yönelik adımlar sırasında aynı anda yanlış ancak kısa adımlar da vardır.

            Sonuçta ergenlik döneminde görülen sorunları tanıyabilmek için normal ergenlik döneminin de tanımlamasını yapabilmek gereklidir. Yani normallik kavramı burada önem kazanmaktadır. Nitekim klinisyenlerin sıklıkla karşılaştıkları sorulardan birisi getirilen ergenlerin "normal" olup olmadıklarıdır. "Normallik nedir" sorusunun yanıtı ise kimilerine göre hastalık olmaması, sağlıklılık durumu, kimilerine göre öngörülebilen bir çizgiyi takip eden gelişim, kimilerine göre de optimal bir durumdur. Yani, normal ergenlik süreci bir kaç cümle ile kesin olarak belirlenememektedir. Bu durumda da normal ergenlik sürecinin tüm yönleriyle tanımlanması ile ancak normal dışı gelişimin anlaşılması gereği vardır.

 

2. Neden önemli, klinisyenlerin ve ailenin bu konuda bilmek istedikleri

            Ergenlik dönemini herkes farklı bir şekilde yaşar. Bu döneme özgü düşünce, duygu ve davranışlar tümüyle herkeste aynı değildir. Ancak tüm farklılıklarına rağmen benzer yaşantılar da vardır. Örneğin, lise döneminde öğrenilen, kazanılan yetenekler birbirleriyle benzerlik gösterir ya da hemen herkesin yaşadığı ortak kaygılar vardır, arkadaş ilişkileri hemen herkes için önemlidir ya da hemen herkes yaşamın bu döneminde anne-babasının kendi yaşadıkları hakkında hiçbir düşüncesi olmadığını düşünmüştür.

            Benzer şekilde anne-babalar da anlaşılamadıklarını düşünürler ve sıklıkla çocuklarının neden bu kadar değişken olduklarını -bir an mutlu biraz sonra mutsuz-, neden onların koydukları kuralları ve değerleri sorguladıklarını ya da neden onlara karşı geldiklerini merak ederler. Onların bu dönemi başarıyla atlatmaları için nasıl davranmaları gerektiğini, otoriter mi yoksa esnek mi davranmaları gerektiğini anlamak isterler. Yine ailelerin endişeleri çeşitli arkadaş gruplarının etkisi altında kalan ergen yaştaki çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini bilememelerinden kaynaklanmaktadır. Alkol ya da sigara kullanıp kullanmadıklarını ya da erken yaşta cinselliği nasıl yaşadıklarını merak ederler.

            Ebeveynler dışında eğitimciler de ergeni anlamaya çalışırken güçlükler ve ikilemler yaşayabilirler. Zamanının büyük bir bölümünü okulda geçirmekte olan ergene belirli dersleri ne zaman ve nasıl öğretmek gerektiğini, sosyal ve entellektüel gelişim için nasıl bir eğitim sistemi oluşturulacağını merak ederler ya da onlara nasıl davranmak gerektiğini -direktif mi olunmalı yoksa karar verme yetkisi mi tanınmalı- bilemeyebilirler.

            Bilim adamları ise yine benzer kaygıları ancak daha farklı platformlarda yaşarlar. Biyolojik yapı ya da çevresel etkenlerin ergenin davranışlarında ne kadar etkili olduğunu araştırmaya çalışırlar. Aile yaşamı, arkadaş etkileşimi, okul yaşantıları ya da kültürel ortamın etkisiyle ergenin davranışlarından sorumlu sayılıp sayılamayacağını araştırırlar. Bu tip sorulara yanıt bulunabilmesi amacıyla, bilim adamları tarafından birçok teoriler geliştirilmiştir. Bu teoriler, ergenlerin neden belirli davranış paternleri olduğunu, başka koşullarda yaşansaydı aynı şekilde davranıp davranmayacaklarını ve gelecekte bu davranışların nasıl şekilleneceğini açıklamaya çalışır.

            Çocukluk ve erişkinlik dönemi ile ergenlik arasında kesin bir ayırım yapmak zordur. Bu ayırım üzerinde çalışılırken, bilim adamları ergenlik dönemini normal bir gelişimsel dönem olarak kabul etmenin doğruluğunu araştırmışlardır. Ergenlik dönemine geçiş sırasında ya da ergenlik dönemi sonunda çocuğun biyolojik, bilişsel ve sosyal çevresi dramatik bir değişime mi uğramaktadır yoksa bu geçişler belirsiz ya da yumuşak mı olmaktadır. Ergenliğin belirli bir gelişimsel dönem olarak düşünülmesiyle birlikte, bu dönemin değişik zaman dilimi ve kültürlerde yaşayan ergenler üzerinde çalışılması gereği duyulmuştur.

 

3. Günümüzde Ergenlik Dönemi

Kriz/Geçiş dönemi: Günümüzde ergenlik dönemi bir kriz değil daha çok geçiş dönemi olarak kabul edilmektedir. Bunu savunan bir görüş de "yaşam olayları (framework) durumu"dur. Bu görüşe göre ergenlerin yalnızca küçük bir bölümü kriz yaşarlar ki sıklıkla krizi başlatan bir olay (bir yakının kaybı ya da ciddi bir kaza) vardır. Bu görüşü savunanlar, ergenlik döneminde kişiyi etkileyen olayların önemli olduğunu savunurlar (ilk randevu, menarj, süregiden bir ilişkinin bitmesi, okul anksiyetesi, kariyer kaygısı, aileiçi çatışma, kimlik ve özgürlük mücadelesi gibi).

Dönem/Değil, Süreklilik/Kesinti: Dönem teorisini savunanlar ise (psikonalitik ve bilişsel -yapısal teoriler), gelişim sırasında belirli dönemlerde tipik yaşantılar olduğunu ve ancak bu belirli dönemde belirli yeteneklerin kazanıldığını ya da sorunların çözüldüğünü ileri sürerler. Dönem teorisyenlerinin ergenlik döneminde önemli olduğunu düşündükleri işlevler birbirlerinden farklıdır. Kimi aşılması gereken görevlerden bahsederken (Havighurts), kimi çözülmesi gereken çatışmalardan (Erikson) ya da bilişsel işlemlerden (Piaget) sözeder.

 

Havighurts

1. Her iki cinsiyetten akranlarla yeni ve olgun ilişkiler kurmak

2. Maskülin ya da feminin rolü kazanmak

3. Fiziğini kabul etmek ve bedenini etkili olarak kullanabilmek

4. Sosyal olarak kabul edilebilen davranışları istemek ve uygulamak

5. Ebeveyn ve diğer erişkinlerden farklı emosyonel seviyeye ulaşmak

6. Ekonomik bir kariyer için kendini hazırlamak

7. Evlilik ve aile yaşamı için kendini hazırlamak

8. Davranışları yönlendiren ve ideolojiyi doğuran etik ve değerler sistemi kazanmak

 

            Bu görüşe göre aileden emosyonel ayrılma sağlanamazsa normal gelişim sürecinin bozulması ya da maladaptasyon riski vardır. Ya da Erikson gibi dönem teorisyenleri, ergenlik döneminin başarıyla atlatılmasında, önceki dönemlerin etkisini vurgularlar. Örneğin, Erikson'un kimlik krizi/kimlik konfüzyonu olarak tanımladığı ergenlik döneminin başarıyla geçirilmesi, bebeklik döneminde temel güvenin kazanılabilmesine bağlıdır. Dönem teorisine inanmayanlar ise (sosyal öğrenme ve hümanistik yaklaşım) belirli sorunların çözümünün yalnızca dönemlere özgü olmadığını, aksine ömür boyu süreceğini ileri sürerler.

            Sonuçta, ergenin gelişimi bebeklik ve çocukluk döneminin ve ergenlik döneminde yaşanan olayların etkisi altındadır. Ancak aynı zamanda da genetik etkenlerin de bu çevresel etkenlerle etkileştiği kabul edilmektedir.

 

Stanley Hall: (1844-1924) Ergenlik dönemiyle ilgili bilimsel çalışmaların babası olarak tanınır. Darwin'den etkilenmiştir. Tüm gelişimin genetikten temelini alan fizyolojik etkenlerden kaynaklandığını ileri sürer. Çevresel etkenlerin özellikle ergenlik döneminde önemli olduğunu düşünür. Yani en azından ergenlik döneminde genetik, biyolojik ve çevresel etkenlerin birarada olduğunu kabul eder. Gelişimi 4 bölüme ayırır. Bebeklik, çocukluk, gençlik ve ergenlik. İkilemler ve sık duygudurum oynamaları ile karakterize olan ve fırtına ve stres dönemi olarak tanımladığı ergenlik dönemini 12-23 yaşları arasında kabul eder.

 

4. Psikososyal Kurama Göre Ergenlik

            Freud gibi dönem teorisyeni olan Erikson da çatışma ve bilinçdışı yaşantıların kişilik gelişiminde etkili olduğunu savunmuştur. Erinson'un teorisi Freud'unkine benzer görünse de belirgin farklılıkları da vardır:

Freud'dan farklı olarak Erikson kişilik gelişiminde ilk çocukluk yıllarının önemini kabul etmekle birlikte ergenlik dönemi gibi daha sonraki yıllarda da kişiliğin değiştirilebileceğini ileri sürer. Benzer şekilde psikoseksüel gelişimin de yaşam sürecinde önemli olduğunu kabul ederken Freud'dan farklı olarak primer ve tek etken olmadığına inanır. Kültürel ve sosyal yaşantılar Erikson'un görüşlerinde Freud'unkinden daha çok belirgindir. Bilinçdışı güçler önemli olmakla birlikte bilinçli ego işlevlerini kontrol eden tek güç olduğuna inanmaz. Erikson da Freud gibi psişik yapılar arasındaki çatışmaların önemini kabul eder ancak bu konuda Freud kadar umutsuz değildir. Ergenlik döneminde bu çatışmaların çözümlenebileceğine inanır. Son olarak da Freud ergenlik döneminden yaşlılık çağına kadar olan tüm süreyi genital dönem olarak kabul etmekle birlikte, Erikson kimlik oluşumu ile sonuçlanan ergenlik döneminden sonra 3 ayrı erişkin döneminden sözeder. (Anna Freud ve Blos'un savunma mekanizmaları)

            Erikson'un gelişimsel dönemlerinin herbirinin kendine özgü çatışmaları vardır ve bunların sonucunda ya pozitif, sağlıklı ya da negatif, patolojik çözümler bulunur. Bu iki uçlu çatışmalar, yalnızca ait oldukları ve adını verdikleri döneme özgü olmayabilir. Daha sonraki ya da önceki dönemlerde de görülebilir ancak bu adı geçen dönemlerde diğer çatışmalardan daha belirgin olarak yaşanırlar.

            Freud seksüel çatışmanın çözümü yoluyla kimlik kazanıldığını iddia ederken, Erikson sağlıklı ve işlevsel bir rol için ilk olarak buna uygun yollar bulunması gerektiğini ileri sürer. Ancak bu rolün bulunması ve diğerlerinin de bunu kabul etmesi ile ergenin kendisini ve yaşamdaki rolünü beirlemesi mümkündür.

Erikson'un "psikolojik sessizlik" dönemi diye adlandırdığı çocukluk döneminin güvenilir ortamından erişkinliğin yeni otonomisine geçiş dönemidir. Bu dönemde çeşitli dünya olayları ve görüşler ergen için önemli olmaya başlar. Çeşitli kimlikler ve rollerle tanışır ve bunları denerken hangisinin kendisi için önemli ve uygun olduğunu tanımaya başlar. Bu değişik kimliklerle ve çatışmalarla başaçıkabilen ergen sonuçta kabul edilebilen ve yenilenen bir kendiliğe sahip olur. Bu ergenlik krizini çözümleyemeyen ergen Erikson'a göre kimlik konfüzyonu ya da rol karmaşası diye adlandırdığı durumla karşılaşır. Bu konfüzyon iki şekilde sonuçlanabilir; ya arkadaşlarından ve ailesinden kendini soyutlayarak içe kapanır ya da bu karmaşa içinde kendi kimliğini kaybeder.

            Ergen ileriki yaşam dönemleri için (kariyer, okul, evlilik gibi) kendisi karar vermek ister. Erikson'a göre meslek seçimi bu dönemde kimlik gelişimini etkileyen önemli bir etkendir. USA gibi yüksek teknolojinin olduğu ve çocukların iyi eğitim alabildiği ülkelerde, güven gerektiren mesleklerin kimlik arama çabasındaki çocuklarda stres etkeni olduğunu ileri sürülmektedir.

 

5. Kültürel Etkiler:

            Ergenin kendi psikolojik işlevi olan bu dönem, içinde yaşanılan kültürün "erişkin rolü"nü nasıl tanımladığından da etkilenir. Birçok kültürde hem çocukluk hem de erişkin rolü kesin sınırlarla tanımlandığı için çocuğun erişkinliğe giden yolu yani ergenliği de bellidir. Batı toplumlarında ise bunun aksine çocuk yalnızca müphem yönlendirmelerle karşı karşıyadır. Bu kültürdeki çocukların durumu işgalci kuvvetlerin öncülerinin durumlarına benzer. Yolu bilirler, kendi alışkın oldukları ortamla yolun sonunda onları bekleyen zenginlikleri tanırlar, ancak aradaki mesafe belirlenmemiştir ve bu mesafede onlara yol gösteren şey yıldızlar ve güneştir. Batı kültüründeki çocuklar, erişkinlerin onlara birtakım ayrıcalıklar ve zorunluluklar getirdiklerini, ancak aynı zamanda da kendi yollarını seçmede geniş bir özgürlük sunduklarını bilirler. Birey kendi yolunu seçmeden önce geçmişte irdelemeden kabul ettiği birçok kavramı tekrar gözden geçirmek zorunda kalır.

 

6. Değerlendirme Güçlükleri

            Yeni iç ve dış dünya gerçeklerine uyum sağlama dönemi birçok şekilde görülebilir. Birçok ergen psikolojik değişimleri dışarıya belli etmeyebilir. Değişim yavaştır, sıklıkla okul gibi nedenlerle evden uzakta olduğu süre sonunda aileye farklı görülür. Genellikle çevresindekiler ancak bu dönemin sonunda bu değişimi farkederler.

            Başka bir grupta ise aile ve/veya okul içinde sorunlar yaşanabilir. Duygusal, irritabl, depresif, sıkıntılı ya da kimi zaman da yaşam dolu olabilir. Bu durumdaki konuşma ve yardımcı olma girişimleri "bilmiyorum, böyle hissediyorum, beni yalnız bırakın" gibi yanıtlarla sonuçlanır. Okul başarısında düşme olabilir ya da duygudurum oynamaları gibi başarı ve başarısızlıklarla gider. Bu grup "yalnızca ergen" olarak değerlendirilir ve aile ve öğretmenler bunun geçeceğine dair güvenceler verirler. Bu grup kendi düşünceleri hakkında ketum ve sırlı olup kendi iç sorunlarını kendi başlarına çözmeye çalışırlar. Yalnızca kendi sorunları ile çok bunaldıkları zaman aile ya da arkadaşlarıyla konuşma girişimleri olabilir ve o zaman da abartıyor, dramatize ediyor gibi görünebilirler. Aslında ergen abartmıyordur, rahatsızlığını farkeder ve kendini iki ucu kör bir geçitte hisseder.

            Üçüncü bir grup ise yaşadığı karmaşayı açık olarak davranışlarıyla belli eder. Sıklıkla medyaya yansıyan ve erişkinlerin dikkatini çeken gruptur. Bunlar sorunlarını çözmek için ütopik bir yol seçerler ve dünü değiştirerek bugünü geleceğin başlangıcı yapmayı isterler. Seçtikleri yollar deneyimsiz, saf ve çelişkili görülebilir. Kimi zaman kendilerine kılavuz olarak en az kendileri kadar çelişkili "pseudoerişkin" bulurlar. Öte yandan çoğu bu kişilerle konuşsa da aslında kısa ya da nadiren uzun süreler dışında bunları taklit etmezler.

            Dördüncü bir grup ise destrüktiftir. Bu şekilde davranan bir ergenin derinlerde yanlış bir adaptasyon ve dolayısıyla kişilik bozukluğu ya da başka psikolojik bozukluk gösterip göstermeyeceği ancak uzun süreli ve dikkatli bir inceleme ile anlaşılabilir. Ancak bu kişiler için en azından engellenme eşiği düşük olduğu söylenebilir. Bunların bir kısmı bu döneme özgü çatışmaları çözdükçe yardımla ya da kendiliğinden bu davranışları bırakarak daha sağlıklı çözüm yolları bulabilirler. Diğerleri ise psikolojik sorunları olan erişkinler olurlar.

            İşte ergenlik dönemindeki değerlendirme güçlükleri de bu gruplarla ilgilidir. Ergenlerin davranışları, verbalizasyonları ya da gelişimsel öyküleri yaşadıkları sendromun tanısını koymaya yetmez. Örneğin, ilk gruba giren ergenler içinde sorunların yavaş çözümüne bağlı olarak maskelenebilen preşizofrenik ya da şizofrenikler olabilir. İkinci grupta ise histerik kişilikler, başlangıç noktasındaki histerikler ya da erişkin dönemde kendini gösteren manik-depresif yapılanma olabilir. Üçüncü grupta ise erişkinlikte halen psikolojik olarak ergen kalan impulsif, engellenme eşiği düşük, davranışları önceden öngörülemeyen kişiler ya da psikopat veya şizofrenikler olabilir. Bu gruplardakilerin herbiri ileride diğer gruplara ait mental bozukluklar göterebilir. "Normal ergen" tanısı koyabilmenin en sağlıklı yolu ergenle uzun ve kapsamlı bir iletişimden sonra onun aslında hiçbir gruba ait olmadığını, kimi zaman immatür kimi zaman olgun ve erişkin standartlarına göre rasyonel olduğunu ya da herbir grup içinde gidip geldiğini görmektir. Normal tanısı, ancak ergeni çok iyi tanıyan, mental bozukluk ve kişilik bozukluğunun öncül belirtilerini çok iyi tanıyan bir hekimin, eski tanı hakkında şüphe duyduğu ve ergenin kendini arama belirtisi olan davranışsal ve verbal oynamaları farketmesi ile konur.

 

7. Ergenlik Döneminde Ego İdeali ve Süperego:

            Ergenlik dönemi öncesi bulunan kimlik çocuk kimliğidir. Normal latent dönemde de bu kimlik yaşanır ve genişletilir. Ergenlik dönemi psikolojisi nedeniyle çocuklukta güven verici olan bu kimlik artık yetersiz kalmaya başlar. Gerek iç gerek dış dünyadan (olgunlaşma baskısı) gelen baskı sonucu yeni bir kimlik aranmaya başlar.

            Burada Piers'in "utanç ve suçluluk" kavramlarının tartışılması gereği vardır.

Utanç: Kişinin ulaşmak istediği kendilik kavramına ulaşmada başarısızlığına verilen tepkidir.

Suçluluk: Özellikle ebeveyn olmak üzere yakın ilişkilerde önemli olanların ve sosyal değerlerin kişiden beklediği şeylere ulaşmada başarısızlığa verilen tepkidir.

Ego ideali: Kendini takdir edebilmeyi sağlayan sağlıklı narsisistik değerler sistemidir. (kendimi sevebileceğim ben)

Süperego: "Bu başkaları tarafından sevilebilecek, cezalandırılmayacak bir ben"

            Sağlıklı bir bireyde bunların neden çok ilişkili olduğu bellidir. Ego ideali ve süperego birbirlerinden ayırdedilmesi güç olan ancak ergenlik döneminde sınırları daha belirginleşen (ergenler için de kafa karıştıcı olan) kavramlardır. Kendilik kimliği ise (self-identity) hem iç hem de dış gerçekliğin birçok yönünü kapsayan bir iç yaşantı olup önemli bir yönünü ego ideali ve süperego oluşturur. Her ikisi birden kişinin kendi değerlerinden temelini alan "self predictability" oluştururlar.

            Çocukluk dönemindeki kendini sevebilme ve sevilebilmeyi amaçlayan ego ideali, ergenlik döneminde yetmemeye başlar. Ergen öyle bir ego ideali bulmalıdır ki, kristalize olduğunda erişkin bir self olsun. Çocukluk döneminin sevilebilen selfi (yalnızca sosyal, ekonomik ya da parenteral figür olarak değil) ile entegre olmuş bir iç self kavramı oluşturmak zorundadır.

            Latent dönemde arkadaş gruplarıyla anlamlı ilişkiler kurmuştur. Arkadaşlarının dünyasında oyun kurallarını öğrenmiş ve ego idealini bu kurallara göre geliştirmiştir. Yani ego imajı hem ailesini hem de sosyal standartları enkorpore etmiştir. Bu sosyal ego-idealini bırakmak ve kendi akranlarına yabancılaşmak, yeni ego-ideali arayışlarını tehdit eder. Sonuçta, kendi akranları gibi davranmazsa, onlar gibi aileyi protesto etmezse, arkadaşları gibi giyinmez ya da okulun giyim kurallarını ihlal etmezse utanç duyar. Latent dönemde ait olduğu grup tarafından kabul edilmenin getirdiği kendine güven duygusunu tehdit etmiyorsa yırtık blue-jean giymeyi ya da kravat takmayı önemsemeyebilir.

            Öte yandan bu arkadaş grubunun kuralları da aile standartlarının enternalizasyonu ile oluşturulan süperegonun bir yanını ihlal edebilir. Bu süperego geliştikçe tepkiler artık cezadan kaçınmak için değil parenteral figürlerin primer sevgisinin devamını sağlamak için otonom hale gelir. Eğer enternalize eden bu yönlendirmelere uyulmazsa da suçluluk duyulur.

            Çocukluk dönemi süperego değerlerinin bir kısmı yalnızca çocukluk dönemi için geçerliyken bir kısmı da tüm yaşama uyarlanabilen değerlerdir. Ergen her zaman bunları ayıredemeyebilir. Bunun bir örneği ebeveyne nasıl davranılması ve uyum sağlanması gerektiğini belirleyen kurallar bütünüdür. Süperegonun bu yönünün erişkin dönemde de devamını öngören toplumlar vardır. Oysa Amerikan toplumunda normal erişkin davranışı self-determinasyon ile belirlenir. Olgun bir birey olabilmek için süperegonun çocukluktan kalan kısmı ile tüm toplumların kabul edebileceği standartların ayıredilmesi gerekir. Aile de genelde bu değişimin gereğini hisseder ve sözel destekler verir ancak çocukluk döneminde kazanılan süperego kişinin o denli bir parçası olmuştur ki parental standartlardan aldığı temel belirsizleşir. Aile her ne kadar artık çocukluk dönemindekilerin geçersiz olduğunu ve modifikasyon gerektiğini söylese de bu sözler otomatik olarak değişimi getirmez (Helen örneği).

            Tipik ergen -kimi zaman açık, kimi zaman gizli- çocukluk süperegosu ile erişkin değerlerine uyan imaj oluşturma baskısı arasındaki çatışmayı gerçek ya da sembolik anlamda isyanla çözer. Bu isyan aslında kendi süperegosuna karşı yaşanmakla birlikte bu süperegoyu temsil eden parental figürlere ya da katı otorite figürlerine karşı yansıtıldığı için bu kişilere karşı görünür. Ailenin izin vermeyeceğini düşündüğü şeyleri gizli yaparken bunları açıklamaya başlar. Aile buna izin verdiğini ya da daha da ileri giderek neden şimdiye kadar yapmadığını düşündüklerini söylediğinde ise bu kimi zaman rahatlama verirken kimi zaman da artık bu değiştiremediği iç değerler sistemini yansıtacak kimse kalmadığı için huzursuzluk yaşanabilir.

            Süperego katı kurallarıyla aslında belirsizliği silen ve güven veren bir yapıdır. Bu nedenle enternalize edilen bu iç değerler sistemine başkaldırı kimi zaman zor olabilir ve başkaldırı zaman zaman duraklayarak eski standartlar daha da güçlü olarak ortaya çıkar. Böyle zamanlarda katı süperegonun erişkin döneme sarkması olasıdır. Böyle erişkinler tipik olarak erken değerler sistemine eylemle değil abartılı (söylemlerle) sözel mesajlarla karşı çıkarlar. (Örneğin; ergenlerin cinsellik, dürüstlük ya da giyimleri konularında erişkinlerin abartılı taraf olmaları ya da bunların ne kadar çok değiştiğini söylemeleri gibi aslında bir isteği belirten söylemler)

            Bu ergenin kendisine ya da erişkinlere yönlendirilen süperegoya karşı isyan aslında kulağa geldiği kadar tehlikeli olmayabilir. Çocukluk döneminde sağlıklı bir süperego oluşturulmuşsa değerler sisteminin temel yönleri korunur. Kişinin sosyal yaşamı ya da olgunlaşması düşünüldüğünde bu isyan süperegoda küçük değişikliklere yol açabilir. Yani hırsızlık yapmak ya da cinayet işlemek yerine yalnızca ayaklarını temiz tutmak için çorap giymeyi reddedecektir.

 

9. Ergenlikte Beden İmgesi

            Psikolojik olarak ergenlik döneminin başlangıcı prepuberte ve puberte dönemindeki bedensel değişikliklerle başlar. Bu fiziksel değişiklikler ergenin kendisini bedenine yabancı hissetmesine yol açar. Çok hızlı büyüyen bir erkek çocuğu "ben galiba uzak görüşlü olacağım, çünkü ayağa kalktığımda ayaklarım benden çok uzakta olduğu halde onları görebiliyorum" demişti.

            Her ne kadar son yıllarda spora teşvik edilen ergen dengesini daha rahat kurabilse de beceriksizlik ve dengesizlik bu dönemin en tipik özelliğidir ve eğer çocuk bunu yaşıyorsa bu bile kendine nasıl yabancılaştığının göstergesidir. Bedenine yabancılaşma yoluyla kendilik kimliği zayıflar.

            Yeniden doğuş olarak da tanımlanan ergenlik dönemi bebeğin kendi bedenini farkettiği döneme benzer. Bebeklik döneminde bebek kendi bedenini kontrol edemez. Ancak ergenden faklı olarak bunu kontrol edebildiği bir dönem de olmamıştır. Ergen ise eski halini bilir, yeni değişimlerden kısmen memnun olsa da kendini bu bedende evinde hissetmez. Bu değişikliklerin bir sonucu olarak ergen kendi bedeninin, güzelliğinin ya da hataların fazlaca farkındadır. Bedeninden gelen ve çok iyi anlamadığı için onu korkutan duyumların da farkındadır, oluşan anormalliklerin ileride kendi cinsiyetinde yetersiz olmasına neden olacağını düşünebilir. Örneğin; erkek çocukların -hele biraz topluysa- göğüslerinde yağ dokusu birikimi, feminen olacağını düşündürür ya da daha geç fiziksel gelişimi olan bir kız çocuğu feminitesi için bedensel gelişimini görmek isterken maskülin bir yapısı olcağından korkabilir. Fiziksel gelişimin yol açtığı konfüzyon, normal ergenin anlaşılması için önemlidir. Yani, feminen bir identifikasyonu olan bir erkek çocuk, göğüs yağ dokusu artışına değer verebilir ya da kız çocuğu maskülin identifikasyonu varsa feminitesini inkar edeceği maskülin görünüşünü sevebilir. Ancak beden gelişimi ile ilgili kaygılar her zaman gerçek patolojiyi göstermeyebilir.

            Mükemmel bir fiziksel yapıya ulaşamama korkusu, ergenin kendi bedeniyle aşırı ilgilenmesine, dikkat etmesine neden olurken kimi zaman da aksine bedenine kötü davranabilir. Oral dönemin birçok özelliğini gösterebilir. Kendi dünyası ve interpersonel ilişkiler içinde kaybolmuş haldeyken bebeklik dönemindeki rahatlama kaynağına döner. Aşırı kilo almasına neden olacak kadar çok yiyebilir ya da aknelere yol açacağını bildiği gıdaları tüketmeye başlar. Yiyecek ona bebeklik döneminde başkaları tarafından sağlanan oysa şu an kendisinin yapamadığı rahatlamayı hatırlatır.

            Normal çatışmalar sonucu yaşanan geçici sorunlarla ciddi kalıcı sorunlar arasındaki fark ergenin yeme paterninde görülebilir. Yani geçici güvensizlik duygusu aşırı yemeye yol açabilir. Ya da obes olmayı özellikle cinsel dürtülere karşı korunma olarak göze alabilir. (eg. Genelde obesiteye eğilimli olan bir genç, ergenlik döneminde kendini güvensiz hissettiği için-ki bu güvensizlik gelecekle ilgili planları olmaması ve bu konuda aileden eleştiri almasıyla ilgili görünüyordu-kompulsif yiyici olmuş ve aşırı kilo almıştı. Bu dönemde ani bir akademik başarı kendine güven duymasına yol açar ve hızla kilo vererek çekici bir genç kız haline gelmişti. Ancak sonra kompulsif yeme ve kilo alma tekrar başlamış. Bu atağın ise daha önce aseksüel bir arkadaş olduğu halde zayıflamasıyla ilgi çekmeye başlamasının onu korkutmasından kaynaklandığı anlaşılmıştı. Yani başlandıçtaki güvensizliğin yarattığı çatışmasından çok daha derin olan cinsel korkuları vardı.

 

10. Ergenlik Döneminde Bağımlılık

            Erken bebeklik dönemine dönüş diğer psikolojik alanlarda da kendini gösterir. Bu dönemin gerçek bir bağımsızlık mücadelesi içermesi ergenin bağımlılık gereksinimlerini dışlamaz. Özgür olmaya ve kendine yeni bir kendilik bulmaya çalışırken, öte yandan korkusu da artar. Bu da anksiyetesini artırarak, tümüyle yardıma muhtaç olduğu bağımlı döneme geriler. Kendine güvenini yitirir ve karar verme güçlüğü nedeniyle aileden ya da eşdeğerinden her konuda yardım ister. Sıklıkla derin felsefi konularda tavsiye istemez. Sorular sıklıkla hangi kızla çıkacağı, hangi dersleri alacağı ya da hangi kıyafet ya da makyajın ona iyi gideceğiyle ilgilidir. Ancak verilen yanıt onu kızdırır. Bunu da anlamak güç değildir. Sorusuna yanıt almak anksiyetesini azaltırken, öte yandan da soru sormuş olmak başkalarına bağımlı olmak ve kendine saygı duyamamak demektir. Bu saygıyı kazanmak için tavsiyeye uymaz. Eğer erken dönem ebeveyn-çocuk ilişkisi sağlıklıysa bu dönemde de yalnızca yaşamsal olmayan konularda (ruj rengi gibi) aksini yapmak için aileye soru sorar.

            Bu tavsiye isteklerinin bir başka anlamı da, tüm özgürlük mücadelesine rağmen gerçek stres anlarında yardım alabileceğinin güvencesidir. Olgun bir erişkin başkalarının deneyimlerinden yararlanmayacak kadar özgürlük düşkünü değildir. Bu nedenle saf bir özgürlük mücadelesi veren ergenin de korkması ve ister gerçek isterse sembolik bir şekilde kendine yardım edecek deneyimli birilerini araması şaşırtıcı değildir.

            Uzun dönem anlamlı amaçlar konusunda ise konfüzyonunu gidermek için erişkinleri dinlemeye daha yatkındır. Bu amaçlar ise ergenin derinlemesine düşündüğü ancak hangi kızla çıkacağı sorusunda olduğu gibi acil karar vermesi gerekmeyen sorulardır. Önemli konularda ergen dinlemiyor ya da aksini yapıyor gibi görünse de aslında dinleyip daha sonra kendine ait olan bir yol üzerinde düşünür. "Bana sorma nasılsa bildiğin gibi yapıyorsun" şeklinde bir yanıt çocuk içeri girse de girmese de sürekli açık tutulması gereken bir kapıyı kapatmak demektir.

 

11.Kendilik Objesinin Yeniden Tanımlanması

            Ergenlik döneminde yeniden doğuşun bir başka görünümü de hemen tüm ergenlerde görülen negativizmdir. Negativizm, 2 yaşındaki bir çocuk gibi ergenin de olgunlaşmasında önemlidir. 2 yaşındaki çocuk başkasının uzantısı değil, ayrı birey olmanın gücünü farkettiğinde, bu ayrılığın verdiği güvenle herşeye "hayır" der. "Evet" demeyi macun gibi yani esnek, yumuşak bulurken "hayır" dediğinde katı formun gücünü hisseder. Başkalarından ayrı olduğunu hisseden bir çocuk negativizm ile yeni bir kimlik arar. Kültüre özgü çocuk yetiştirme kuralları negativizmi giderek azaltarak, eşzamanlı olarak gerçeklik sınırları içinde kendilik kimliğinin oluşumunu destekler.

            Ergende de benzer şekilde, çocukluk kimliğinin erişkinden farklı olduğunu farketmesiyle daha önce kendilik kavramı oluşturduğu düzeneklar kullanılır. Örneğin; tüm erkeklerin uzun saçlı olması kültüre özgü bir yaptırım olsaydı, şu an uzun saçlı olanlar saçlarını kestirebilirdi. Okulda mini etek kuralı gelse, maksi etek tercih edebilirlerdi. Sıklıkla marjinallerin kullandığı, erişkinlerin büyük bir bölümünün ise onaylamadığı hatta büyük ve güçlü bir protestonun olduğu stil hangisiyse, o stil ergenin özgürlük nedeni ve negativizm objesi olur. Kendi akranlarından farklı olmadığı halde çocukluk döneminde kabul ettiği kuralları koyanların gözünde farklı olma yoludur.

            Sağlıklı bir ergen erişkinler tarafından zıt (counter) negativizm ile provake edilmediği takdirde, negativizmini geri dönüşü mümkün olmayan bir noktaya getirmez. Ancak bu nokta her zaman belirlenemez ve uzunlamasına çalışmalarda ortaya çıkar. (Ailenin tüm öğütlerine kapalı olan ve üniversite eğitimini reddeden çocuk kendi yeni self-kimliğini bulduktan sonra okula gidecek midir yoksa negativizminin ona sağladığı kimliği mi sürdürecektir, ancak erişkin döneme geldiğinde anlaşılır. Şans eseri birçok sağlıklı ergen geri dönüşümsüz noktaya gitmezler.

 

12. Sosyal Uğraşlar

            Normal ergenin bu sorunlardan uzaklaştığı dönemler de vardır. Okulla ilgilienir, erişkin dönemde sosyal ve ekonomik yaşamda nasıl roller alabileceği ile ilgili hayaller kurar. Aktif ya da gözlemci olarak sporla ilgilenir ve gelecekte kullanabileceği ilkeler ve kavramlarla uğraşır. Sonuçta olgunlaşmak için her alanda mücadele verirken zamanla gözünde büyüttüğü dağ plato halini alır. Bu sosyal mücadele de riskten bağımsız değildir. Bu dönemde sosyal konular, azınlık ya da kötü koşullarda yaşayanlar, politik ve kişilerarası ilişkiler gibi konularla ilgilenir. Bu tip konular yoğun duygusallık içerir ancak hepsiyle de sınırlı bir ilgi olabilir. Protestosunu verbalize ederek kendisi gibi idealistik amaçları olan ancak bunları hostil bir biçimde dile getiren gruplara yaklaşabilir. Bu latent dönemi bitirirken aslında kendi felsefesine uymayan gruplar ve aktivitelere katılabilir.

            Bu dönemin farklı yönleri vardır. Latent dönemin sosyal formülasyonları, bu dönemde ergenin tümüyle kendi içine kapanmasını önler. Yeni bir yapı edinmesi gereken artık ergenin kendisi değil, içinde yaşanılan sosyal yapıdır. Bu da anksiyeteyi azaltır. Ayrıca kendini yeterli hissettiği bir alan bulmak, aile dışında ancak aile kadar yakın ve bağımlı ilişkilerin kurulduğu güvenilir gruplar bulmak, kendine saygı duyamasına yardımcı olmak üzere otorite olarak algılanan aileye "sembolik" anlamda isyan alanı bulmak ve kendisini tehdit etmeyen kişiler ve bir amaç için sevgi duyarak cinsel gerilimi boşaltmak bu uğraşların diğer amaçlarındadır.

 

13. Regresyon

            Ergenlik döneminde çocukluk dönemi savunma ve adaptasyonlarını yeniden özetlemek ve egoya yabancı impulslar için yeni savunma ve adaptasyonlar geliştirmek için verilen uğraşlar, kimi teorisyenlerce yoğunlaşan dürtü ve gereksinimler karşısında bir regresyon olarak yorumlanır. Bu kavram geçici bir ego başarısızlığı olarak yorumlanır. Kimi zaman, hatta normal ergenler için bu doğrudur. Bunun bir örneği sevgi eşdeğeri olarak obesiteye yol açacak kadar çok yemektir. Normal ergenler için bulunan çözüm ise geçmiş dönemlere özgü yollar değil psikolojik çatışmaların çocukluk döneminde bulunan çözümleri düzeltmek ve erişkin kimliği bulmaktır.

            Tıpkı başarılı bir analiz sürecinin sonu gibi ergen regresyona girdikten sonra, sorunlarla başa çıktığı çocukluk savunmalarını görüp bu sefer onları erişkin gibi çözmek için yeniden yapılanır. Normal ergen ise çocukluk dönemi araçlarını kullanmak zorunda değildir. Ona daha yararlı ve yeterli yeni araçlar kullanır.

 

15. Bulunan Çözüm

            Bu işlem ergenlik dönemi boyunca sürer. Başlangıçta daha kaotikken zamanla farkedilebilir bir yapıya bürünür. Bu yapı erken gelişimsel dönemlerin herbirine optimal olmasa da yeni çözümler bulunarak kazanılır.

            Yeni bedeni ve fizyolojisiyle birlikte yeni beden imgesi kazanır ve bu da external benlik algısını simgeler.

            Gerek deneyim ve değerlendirmeler ile gerekse başkalarını gözlemleyerek özgürlüğünün sınırlarını tanımaya başlar. Bu yeni özgürlüğün içinde kendini güvende hissettikçe artık başkalarına bağımlı olmanın çocukluk olmadığını da farkeder. Bağımlılık yalnızca çocukça arandığı zaman çocuksudur. Yavaş yavaş toplumun karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle (yani erişkin tipi bağımlılık) kurulduğunu farkeder ya da bilinçdışı olarak kabul eder. Giderek kendi erişkin kimliği (self-identity) ile barışık ve bununla güvenli yaşamaya başlar. Artık insan olduğunu kanıtlamak için protestolara gerek duymaz. Eskiden negativizm yaratan konularda artık rasyonel düşünce geliştirmeye başlar. Eski saf tutumlarını tümüyle bırakamaz ancak onların eksi ve artılarını görecek ve artılarını kullanacak bir yol bulmasını sağlamak üzere değerlendirmeden geçirir.

            Reaktive olan ödipal çatışmasını ensest olmayan ve kabul edilebilir birini arayarak çözer. Başlangıçta amaca yönelik olmayan cinsel arayışları artık amaca yönelir ve matür heteroseksüel organizasyona ulaşır. Bu adımdan sonra artık ebeveyne cinsel olmayan sevgi duyarken anksiyete yaşamaz ve karşılıklı olarak birbirlerini erişkin kimlikleriyle kabul ederler. Ebeveyne duyulan bağ genişler ve genç ergenin ebeveyn olma kapasitesine katkıda bulunur.

            Deneyimleri ve biyolojik olgunluğu, onun cinsel kimliğine güven duymasına yol açar. Cinsel yeterlilik hissi artık anksiyeteyi sonlandırır ve bundan zevk almasını sağlar.

            Kendi kimliğini bulduktan sonra artık rollerini kabul eder. Gerek ailesinde gerek evlilikle oluşan yeni ailesinde yeni roller üstlenir. Güvenilir bir iş bulur ve artık bir parçası olduğu toplumun ona verdiği sorumlulukları kabul eder. Daha sonra rollerini değiştirebilirse de bunu impulsif ya da belirsizlikler nedeniyle değil tüm koşullarını gözden geçirerek yapar.           Bu çözülme dönemi teoriktir ve olasılıkla kimse bu kadar tümüyle yaşamaz. Ergenlik döneminin başarıyla çözümlenememesinin olası sonuçlarından biri, ergenin emosyonel duyarlılığını ve yanıtını yitirmesidir. Saf duyguları gerçeklikle yüzleştirildiğinde sıklıkla duyarlılıklarını gerçekle birleştirmek yerine bunları bastırır. Bu işlem ne yazık ki patoloji olarak görülmek yerine olgunlaşma gibi değerlendirilir. Bu bastırma ne ölçüde olduysa olgunlaşma ya da kültürel gelişme o oranda geriler. Bu duyarlılık ve yanıtlar gelişirse, birey çok yakın kişilerle ilişkiler dışındaki alanlara da katılma, bunları önemseme ve liderlik gibi yetilere sahip olabilir. Ancak bu kapasite sağlanırsa kişi yetilerini ve yaratıcılığını yalnız kendisi için egosantrik olarak değil artık toplumun soyutlaması olan gruplara da yararlı olacak şekilde kullanabilir.

            Sonuç olarak; psikolojik gelişmenin bir belirtisi olarak bebeklik ve erken çocukluk döneminde gelişimsel çaıtşmalara çözüm aranır. Ergenlik döneminde gelindiğinde bu çatışmalar alevlenir ve erişkin kimliğine ulaşmak için yeni psikolojik işlemlerle yüzyüze gelmek üzere yeniden doğar. Yeni formüle ettiği ya da edemediği bu yapı, bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki yaşantılardan etkilenir ancak tümüyle onun tarafından belirlenemez. Çocukluk dönemindeki çatışmalar ne ölçüde başarıyla çözümlendiyse ergenlikteki çatışmaların da aynı ölçüde başarıyla çözümlenme olasılığı yükselir. Ancak çocukluk döneminde yaşananlardan bağımsız olarak ergenlik yeniden doğuştur ve başarılırsa erişkin dönem doğuşu olasıdır.